
Son günlerde çok fazla gezmeye başladım yaa. O kadar zaman kaybı.
Dedim bu böyle olmayacak aldım kalemimi defterimi öyle çıktım. Bunlarda yazdıklarım 
Saat tam 20.00…
Sokaktayım. Elimde kalem. Bir bankın üzerine oturuyorum yine. Gelip geçenler garip garip bakıyor.
Yine çok yürüdüm, çok yoruldum. Sonuç?... Hiç!!! Koca bir hiç için yürüdüm yine. Ama seviyorum ben yürümeyi ve alıştım hiçlere. Bu koca hiçe ulaşabilmek için yürüyorum belki de saatlerce. İçimdeki o şeyi öldürdüğümden beri, hiçleri bulmak sıkıntı vermemeye başladı…
Yerde yapraklar var…
Birkaç koşuşan çocuk var etrafta da.
Ve ben yine çok yürüdüm…

Yine çok yürüdüm bugün... Yine toz oldu paçalarım… Yine yoruldum… Ama rahatlatan bir yorgunluktu bu. Yavaş yavaş çiğnemiştim kaldırımları. Hani derler ya “Sindire sindire” diye, öyle işte. Sonra başımı kaldırdım birden. “O kadar geziyorum ama ne var ne yok hiç bakmıyorum” dedim. Açtım gözlerimi ve baktım etrafa. Neler görmedim ki bu küçük gezintide. Oysa ne kadar doluymuş etrafım, ne kadar gülünecek, ağlanacak sebebim varmış da görmemişim.
Mesela iki küçük kız gördüm bugün. Oynuyorlardı. İkisinin üzerinde de aynı etek, aynı tişört. Pek bir ciciydiler. Biri sarışın diğeri esmerdi. O çığlık tadındaki gülüşleri gerçekten duymaya değerdi.
Sonra bir şey daha gördüm bugün. Heyecanlandım, korktum, sevindim, utandım… İnsan bu duyguları aynı anda nasıl yaşayabilir bilmiyorum ama hepsini yaşadım o an.
Kadınlar gördüm bir de. Oturmuş konuşuyorlardı. Hiç sevmemişimdir şu sokakta konuşma olayını. İşte o an sinirlendim. Sanki evleri yok bunların…
Sonra bir şey daha gördüm ki gülmekten ölecektim. Çocukların elindeydi, oynuyorlardı. Ne olduğunu sormayın, söylemem. Balon zannetmişler herhâlde. Şişiriyorlardı…
Sonra bir kedi gördüm. Karşıya geçiyordu. Tam o sırada bir araba gelmeye başladı. Can havliyle attı kedicik kendini park etmiş bir arabanın altına. Sonra ürkekçe çıkarıp başını, etrafı koçlan etti. Ne zor bizim dünyamızda bizden biri olmamak… Ne kadar benciliz böyle.
Sonra fırına gittim bir de. Orada bir adam vardı, arkada. Ekmekleri getiriyordu. Etraf umurunda değildi sanki. Gözleri bir başka bakıyordu. Yorgunluk vardı yüzünde. Sıkılmış gibiydi…
Dönüş yolunu tuttuğumda ise ben bir garipleştim. Eve gitmek istemedim, nedense. Evin etrafını turladım birkaç kez. Sağa dönüp, ileriden sola dönmeye karar verdim. Maksat yolu uzatmak olunca her türlü saçmalığı yapıyorum.
Ama kaçış yok bu sondan. Mecbur eve yöneldim sonra. Zaten yorulmuş ve de sıkılmıştım.
Sonuç olarak gözümü açmayı öğrendim ben bugün. Etrafıma başka bir gözle bakmayı becerdim. Hem çok eğlendim hem de düşündüm bol bol. Siz, siz olun, sakın dışarı çıkarken gözünüzdeki bağdan kurtulmayı unutmayın.
Hani dedim ya geçen gün “Hiç yazasım yok.” diye. İte bugün tam aksi. Pek bir yazasım var. Bir mutluluk var içimde, ilk yazı hevesi gibi. Parmaklarım dolaşıyor birbirine. Nedeni mi? İnanın bilmiyorum. Bir heyecan kapladı ama içimi. O zaman durmamalı, yazmalı. Ha unutmadan bu gece birkaç blog gezdim. Hani şu kalite kokanlardan. Okudum da bol bol.Böyle yazılar okumak insanı mutlu ediyor nedense. Gazete okur hissine kapıldım hatta bir ara. Blog işine bu kadar düşkün olanların varlığından haberim yoktu doğrusu. Hani bilirdim de bu kadarını tahmin edemezdim. Ama sayıları haylice çokmuş. Böyle yeni yerler keşfetmek bir kıpırdanış salıyor insanın içine. Hele bir de güzel yazılar varsa. Sık sık yapmalıyım ben bu gezintileri. Peşime takılmak isteyenler için yakın bir zamanda en beğendiklerimi burada listeleyeceğim. Hep beraber turlarız artık neti. Gece serinliğinde ama. Gündüzleri pek vaktim olmuyor sanal yürüyüşlere. Bu saatlerde (03:37) gezebiliyorum ben bu bahçeleri. Zaten uykuyla iyice düşman olduk. Bende yazılara verdim kendimi. Okumak iyi geliyor bana. Eğer bu yazıyı buraya kadar okuma sabrını gösterdiysen sana da iyi geliyordur. O zaman geziyoruz değil mi? Güzel. Neyse kaçar artık bu kız. Yapacak başka işleri, okuyacak yazıları var.
(Dip Karalama: Sonuç olarak bölümünü es geçtim diye bu yazıdan ders çıkarmayı unutma. Gezmek lazım diğer bloglarıda. ;)

Bugün küçük bir gezintiye çıktım. Amaçsız küçük gezintilerimden biriydi yene. Ama bu kez sessizliği seçtim. Ne müzik dinledim ne de telefona sarıldım. Zaten yalnızdım. Hani şu tekin değil diye nitelendirilen yerler var ya. İşte oralara gittim. Kimsecikler yoktu sokaklarda. Bursa’nın hiç inmediğim yerlerini gezdim bugün. Çok sessizdi geçekten oralar. Arada bir araba geçiyordu. Bazı bazı da insanlar. Her sessiz ve yalnız anımda yaptığım gibi yine telefonuma sarıldım. Annemi arayacaktım. Her sessiz yalnızlıklar annemi aramak için bir fırsat benim için. Ama dedim ya, sessiz kalacaktım. Bu sessizliği bozmamak namına bıraktım geri telefonu. Devam ettim yürümeye. Aslında hiçbir yere gitmiyordum. Şuursuz bir ilerleyişti benimkisi. Her gördüğüm sokağa dalıyor, ondan bir diğerine geçiyordum. Ah!... Ne kadar uzun zaman olmuştu böyle özgürcesine gezmeyeli!. Yürümeyi seviyordum, evet. Yürümek benim için özgürlük demekti. Saatlerce yürümüşlüğüm vardır. Yürüyüş deyince aklıma hep bir piknik dönüşü gelir. İşte yürümek odur bence. Kilometrelerce yürümüştüm. Yorulmak mı? Yo hayır, yorulmadım. Ben yürürken yorulmam kolay kolay. Bacaklarım ağrısa bile, yürümek ayrı bir zevktir benim için. Neyse… Sonra iki bayan rastladım – ya da onlar bana rastladı- “Bakar mısınız ?” dedi biri birden. Tabi bende hemen baktım. Bakmayı kabul ettiğim için değildi bakışım aslında, refleks olmuştu bu durum. Birisi bağırsa ya da buna benzer bir cümle kursa hemen hemen hepimiz döner bakarız. Bize denilmiş olmasa bile. Her neyse… Bana bir adres sordu. “Çekirge nerede?” dedi. Yabancıydılar buralara, belliydi. Anlattım yolu ve dedim ki “Bende o caddeye çıkıyorum. İsterseniz beraber gidebiliriz.” Kabul ettiler ve yürümeye başladık. Yine sessizdi yollar. Bu kez daha sessizdi ama. Bir süre sonra aralarında konuştuklarını fark ettim. Ama dinlemedim ne konuştuklarını. İlgilenmiyordum. Tek derdim bir an önce caddeye çıkmaktı. Onlar yanımdayken olan yalnızlığım beni bunaltmıştı çünkü. Sonra aynı ses tekrar “Bakar mısınız?” dedi. Bu kez isteyerek bakmıştım ama. “Buyurun” dedim. “Ben yolu hatırladım, bundan sonrasını biz bulabiliriz. Teşekkürler.” Dedi. Şok olmuştum. Çünkü yola hatırlamadığından adım kadar emindim. Nasıl mı? Ters yöne gidiyorlardı çünkü. Anlaşılan benden korkmuşlardı. Üstelik onlardan küçük olmama rağmen. Ama ters yöne gittiklerini söylemedim onlara. Ne yalan söyleyeyim, alınmıştım. Yaptığım kötü bir şey değildi. Yardım etmek istemiştim gerçekten. İlk defa başıma böyle bir şey geliyordu zaten. Adres soran çok olmuştu ama hiç birine bu kadar eşlik etmemiştim. Ama onlar da haklı. Kime güveneceğini bilemezsin bu devirde.
Sonuç olarak onlar benden daha çok yürüyeceklerdi. Bense ayna önünde tipimi sorgulayıp, katile benzediğim bir açı yakalamaya çalışacaktım…
(Dip Karalama: Arkadaşlar lütfen yorumlarınzda reklam yapmayınız. Ben zaten her yorum yazan arkdadaşın alanına gidiyorum. Eğer bir yorumunuz yoksa susmanız tercihimdir. Yorum yerine alakasız reklamlar okumak istemiyorum! )