
Zaman ne çabuk geçiyor böyle başkaları için. Su gibi derler ya, işte o misal. Aradan günler geçiyor ve bir de bakmışsın başka biri var karşında. Daha dünkü çocuk yahu. Sokakta peşinden “Betül abla hadi gel ip atlayalım.” Diye daha dün koşturmuyor muydu? Ne kadar zevkliydi mesela Şeyda&Şeyma’yı birbirinden ayırmaya çalışmak. Onlar da sürekli yer değiştirirlerdi bunu bildikleri için. Ama ayırıyorduk artık ya. Fakat şimdi en ufak bir fikrim yok hangisinin Şeyma hangisinin Şeyda olduğu hakkında. Onlar olduklarından bile emin değilim ya… Ne kadar değişmişler ve değişmekteler de. Mesela Berna koşa koşa gelirdi çağırdığımda, kollarını yana açarak. Bir de küçükken sessiz harfle başlayan kelimelerin ilk harfini söyleyemezdi. (Etül abla.
)
Bir de büyüdükçe dilleri de uzuyor. Her şeyi ben bilirim havası takınıyorlar. Onların hâlinden kimse anlamaz, düşüncelerini kimse benimseyemezmiş gibi… Oysa küçük kızlar daima ablalarının küçük birer kopyası olurlar. Onlar ne yapsa, ne giyse, ne söylese… Az azar işitmedim bu yüzden. Kötü örnek olmakla suçlandım hep. Peki ya şimdi? Ben mi bu hâle getirdim onları. Hepsinin ağzında bir punk, emo olmadı sadizm akımı. Sanki çok da anlarla ya. Bildikleri tek şey havalı(!) kıyafetleri olduğu ve dikkat çekici göründükleri.
En bariz örneği kardeşim. Baştan aşağı siyah giyinir. Sonra kırmızlar eklenir bu siyahlıklara. Ayakkabılarının bağcıkları dahi siyah kırmızıdır. Ne anlarlar bundan bilemiyorum ama sorunca da “Sen ne anlarsın ki zaten?” olur.
Bir tek benim için geçmiyor zaman. Eski resimlere bakıyorum hâlâ aynı ifade, aynı bakışlar, aynı tavırlar… Sonra soruyorum neden bir benim için duruyor zaman, neden? Bir şey mi bekliyoruz?...